Ana Sayfa / Wiki / Kofi Dias JR
Onaylı Karakter Kaydı

Kofi Dias JR

Önemli olan ne kadar ileri gittiğin değil, Ne kadar düzgün yürüdüğün

237 görüntülenme 3 favori ichbinkofi
Kofi Dias JR
Kofi Dias, 14 Aralık 2004’te Recife’nin kenar mahallelerinden birinde dünyaya geldi. Yağmurun sık yağdığı, evlerin birbirine çok yakın olduğu, geceleri sokak lambalarının titrek yandığı bir mahalleydi. Evin penceresinden bakıldığında deniz görünmezdi ama tuzlu hava hissedilirdi. O ev, büyük hayaller için küçük; güçlü bağlar içinse fazlasıyla yeterliydi.
Annesi Isabela Dias, sabırlı ve sessiz bir kadındı. Konuşurken sesini yükseltmezdi ama söyledikleri her zaman ciddiye alınırdı. Babası Matheus Dias, limanda çalışan, emeğiyle yaşayan, dürüstlüğüyle tanınan bir adamdı. Hayatı boyunca kimseye yük olmamış, kimsenin de hakkını yememişti.
Kofi, bu iki insanın arasında büyüdü. Sevginin yüksek sesle değil, istikrarla gösterildiği bir evde.
Kofi çocukken çok konuşmazdı. Oynamayı severdi ama yalnız kalmayı da severdi. Diğer çocuklar bağırıp çağırırken o etrafı izlerdi. Kim, ne zaman, nasıl davranıyor bunları izlerdi. Bu yüzden yaşıtlarına göre her zaman çok daha olgundu.
Isabela, Kofi’yi küçük yaşlardan itibaren sorumluluk almaya alıştırmıştı. Sofrayı toplar, bazen alışveriş poşetlerini taşır, bazen de annesinin yanında sessizce otururdu. Kofi için aile, sadece aynı evde yaşamak değil; birbirini kollamak demekti.
Babası Matheus, akşamları eve geldiğinde yorgun olurdu. Kofi bunu hissederdi. O yüzden fazla soru sormazdı. Bazen babasının yanına oturur, bazen sadece onun ayakkabılarını kapının kenarına düzgünce koyardı. Matheus bunları fark ederdi ama her zaman dile getirmezdi.
Kofi okulda dikkat çeken bir öğrenciydi. Öğretmenleri onun hızlı öğrenme becerisini fark etmişti. Konuları bir kez dinlemesi yeterli olurdu. Ezberden hoşlanmazdı, mantığını anlamak isterdi. Bir problemi çözerken farklı yollar dener, doğruya ulaşana kadar vazgeçmezdi.
Sınıfta en çok konuşan o değildi ama öğretmen bir soru sorduğunda, cevabı genellikle Kofi bilirdi. Arkadaşları ondan yardım isterdi. O da yardım ederdi; karşılık beklemeden.
Isabela, oğlunun zekâsıyla gurur duyuyordu ama onu asla başkalarıyla kıyaslamazdı.
Annesi bir gün Kofiye şu sözleri söyledi, “Önemli olan ne kadar ileri gittiğin değil, Ne kadar düzgün yürüdüğün.” Bu sözler Kofinin aklına kazınmıştı.
Kofi’nin hayatındaki en büyük dönüm noktalarından biri de futbolla tanışması oldu. İlk topunu babası Matheus almıştı. Eskiydi, dikişleri sökülmek üzereydi ama Kofi için dünyanın en değerli şeyiydi.
Sokakta oynanan maçlarda Kofi hemen fark edildi. Hızlıydı ama onu asıl özel yapan şey, oyunu okumasıydı. Kimin boşta olduğunu, nereye koşulacağını, topun ne zaman bırakılması gerektiğini sezgisel olarak biliyordu.
Babasının onu izlediğini bildiği anlar, Kofi için en özel anlardı. Matheus kenardan sessizce durur, bazen kollarını kavuşturur, bazen başını sallardı. Alkışlamazdı ama bakışı yeterdi.
Babası Matheus Kofiye “Futbol sadece ayakla oynanmaz, Kafanı kullan” derdi.

Kofi büyüdükçe hayal kurmaya başladı. Büyük stadyumlar, tribünler, kalabalıklar… Ama bu hayaller hiçbir zaman gerçeklerden kopuk değildi. Ailesinin durumu belliydi. Bu yüzden Kofi, hayallerini sorumlulukla birlikte taşıdı.
Annesi ve babası onun hayallerini destekliyordu ama asla boş umut vermiyorlardı.
“Bir şeyi yapmak istiyorsan eğer çok çalışman lazım, Çalışırsan olur, Ama çalışmazsan ne kadar yetenekli olursan ol hiç bir zaman başarılı olamazsın” diyorlardı.
Kofi on dört yaşındayken hayat aniden durdu.
Bir sabah Matheus işe gitmek için evden çıktı. Kofi onu kapıya kadar geçirdi. Her zamanki gibi kısa bir bakış, kısa bir gülümseme.. O an, sıradan bir andı. Ta ki sonradan fark edilene kadar.
O gün limanda yaşanan bir iş kazasında Matheus Dias hayatını kaybetti.
Haber geldiğinde Isabela olduğu yere çöktü. Kofi ise ayakta kaldı. Gözleri dolmadı. Sesi çıkmadı. Sanki içindeki bir şey sessizce kapanmıştı.
Cenazede Kofi tabutun başında uzun süre durdu. Babasının saatini eline aldı. O saat artık zamanı değil, yükü gösteriyordu.
Babasının ölümünden sonra Kofi değişti. Daha az konuşur oldu, Daha çok düşündü, Ve Annesine daha fazla destek olmaya başladı. Okulunu aksatmadı, Futbolu ise bırakmadı.
Zorlandığı anlar oldu ama hiçbir zaman yanlış yollara sapmadı. Çünkü babası ona başka bir miras bırakmıştı:
Doğru kalmak.
Isabela, oğlunun içten içe büyüdüğünü fark ediyordu. Artık karşısında bir çocuk değil, bir genç vardı.
Yıllar geçtikçe Recife Kofi için daralmaya başladı. Yeteneği vardı ama fırsatlar sınırlıydı. Kofi bunu hissediyordu. Futbol sahasında kendini gösteriyor ama ilerleyemiyordu.
Isabela da bunu görüyordu. Oğlunun burada sıkışıp kalmasını istemiyordu. Bir akşam, mutfak masasında uzun süre sessiz kaldılar.
Sonra Isabela konuştu.
“Oğlum Burada kalırsan eğer hayallerin yarım kalacak.” dedi.
Los Santos ismi ilk kez o gün ciddi şekilde konuşuldu. Henüz bir karar yoktu. Sadece bir ihtimaldi. Ama Kofi o geceden sonra uyuyamadı.
Pencereden dışarı baktı. Mahalle aynıydı, Sokak aynıydı, Ama Kofi aynı değildi.
Babasının saatine baktı. Derin bir nefes aldı. Henüz karar vermemişti.
Ama artık burada kalamayacağını biliyordu.
Ve hayat, onu yavaş yavaş o karara doğru itiyordu.
Kofi uzun bir süre düşündü Fakat babasının ölümünden sonra bunun doğru olacağını asla düşünmüyordu. Los Santos bir süreliğine sadece bir kelime olarak kaldı. Masanın üzerinde duran ama kimsenin dokunmadığı bir kağıt gibiydi. Isabela’nın da Kofi’nin de önceliği artık hayaller değil, hayatta kalmaktı.
Ev aynı evdi ama içindeki sessizlik değişmişti. Matheus’un ayak sesleri yoktu artık. Akşamları kapı açıldığında gelen o tanıdık yorgunluk sesi yoktu. Kofi bunu her gün hissediyordu. Ve babasını her gün daha çok özlüyordu.
Kofi on altı yaşına geldiğinde ise çalışmaya başladı. Bazen okuldan sonra, bazen ise okuldan önce çalışıyordu. Limanın yakınlarında küçük bir depoda işe girdi. Yük taşıyor, kolileri düzenliyor, gelen malları sayıyordu. Fiziksel olarak zor bir işti ama Kofi hiçbir zaman şikâyet etmedi. Çalışmaya devam etti.
Çünkü bu iş, annesinin yükünü biraz olsun hafifletiyordu.
Isabela, oğlunun bu kadar erken büyümesini istemiyordu ama başka çare yoktu. Kofi de bunu biliyordu. O yüzden hiçbir zaman “neden ben?” demedi. Sadece çalıştı.
İş yerinde fazla konuşmazdı. Sessizdi ama boş bir sessizlik değil; dikkatli bir sessizlik. Patronu kısa sürede Kofi’yi fark etti. Hata yapmıyordu. Sayıları kaçırmıyordu. Söyleneni unutmazdı.
Kofi bir süre daha futbol oynamaya devam etti. Akşamları sahaya gidiyor, bazen tek başına top sürüyordu. Ama artık yorgunluk ağır basıyordu. Ayakları eskisi gibi hafif değildi. Kafası hep başka yerdeydi.
Bir gün sahada durdu. Topu ayağının önünde bıraktı. Etrafına baktı. Çocuklar bağırıyor, gülüyor, koşuyordu. Kofi ise oturdu ve sadece izledi.
O gün onun için futbol artık bitmişti. Çocukken geceleri uzun uzun kurduğu o hayallerden vazgeçmişti.
Kimseye açıklamadı, Kimseyle vedalaşmadı, Ve o gün hayatındaki bir sayfayı sessizce kapattı. Futbol, artık bir hayal değil; güzel bir anıydı.
Yıllar geçtikçe Kofi büyüdü ama mahallesi değişmedi. Aynı sokaklar, ve aynı yüzler. Sadece çocuklar değişmişti. Eskiden kenarda izleyenler, şimdi kalabalık halde dolaşan gençlere dönüşmüştü.
Kofi mahallede ; Sessizliğiyle, Herhangi bir işe karışmamasıyla ve Kimseye bulaşmamasıyla tanınıyordu.
Ama bir gün, işten dönerken yolunu kestiler.
Beş veya altı kişiydiler. Yaşları Kofi’ye yakındı. Kofinin etrafını çevirmişlerdi. Sesler yükseldi, Laflar söylendi Fakat Kofi hiç konuşmadı. Geri adım atmadı ama ileri de çıkmadı. Sadece onları dinledi.
Ne zaman konuşacağını ve ne zaman susacağını iyi biliyordu. Gereksiz bir hareket yapmadı. Gereksiz bir söz söylemedi. Göz teması kurdu ama onlara karşı gelmedi.
Bu duruş, kalabalığın havasını bozdu.
Bir süre sonra önünden çekildiler. Arkasından laf attılar ama Kofi dönüp bakmadı. Eve yürüyerek gitti. Kapıyı açtığında ise Annesi Isabela’ya hiçbir şey anlatmadı.
Çünkü Kofi artık büyümüştü. Ve bazı şeyler artık içinde kalıyordu.
Kofi büyüdükçe daha az konuşan, daha çok gözlemleyen biri oldu. İnsanları dinlerdi, ne söylediklerinden çok, nasıl söylediklerine bakardı. Kim samimi, kim değil; bunu ayırt edebiliyordu.
İş yerinde daha fazla sorumluluk almaya başladı. Hesap işlerine yardım ediyor, gelen ve giden mallları kontrol ediyordu. Patronu ona güveniyordu. Kofi ise bu güveni boşa çıkarmıyordu.
Isabela oğluna baktığında gurur duyuyordu ama aynı zamanda üzülüyordu. Çünkü Kofi’nin omuzlarındaki yük, yaşına göre ağırdı.
Kofi yirmi yaşına geldiğinde artık tam anlamıyla bir yetişkindi. Hayatı erken öğrenmişti. Kaybetmeyi, vazgeçmeyi, sabretmeyi… Ama hâlâ içinde bir şey vardı. Tam adı konulamayan bir sıkışmışlık.
Los Santos hâlâ konuşulmuyordu. Ama Kofi bazen geceleri babasının saatine bakıyor, uzaklara dalıyordu. Hayal kurmuyordu belki ama bir şeylerin değişmesi gerektiğini hissediyordu.
Mahalle ona artık yetmiyordu. Çalıştığı iş ona güven veriyordu fakat umut vermiyordu. Futbol bitmişti ama içindeki potansiyel hala bitmemişti.
Kofi Hayatın onu ittiği yere giden ama henüz kendi yolunu seçmemiş bir adamdı.
Artık mahallesinde herkes Kofiyi tanıyordu.
Ama kimse gerçekten onun nasıl biri olduğunu bilmiyordu.

Mahallede “sessiz çocuk” olarak anılıyordu hâlâ. Sorun çıkarmayan, kimseye karışmayan, kendi hâlinde biri… İnsanlar onun güçlü olmadığını sanıyordu. Oysa Kofi, güçlü olmanın ses yükseltmekle değil, kendini tutabilmekle ilgili olduğunu çoktan öğrenmişti.
Ama mahalle, insanın ne bildiğini, nasıl davrandığını umursamazdı.
Son yıllarda mahallede hava değişmişti. Eskiden küçük tartışmalarla geçiştirilen meseleler artık büyüyordu. Gençler gruplaşmaya başlamış, bazı sokaklar “bizim”, bazıları “onların” diye ayrılmıştı. Kofi bu işlerin içinde değildi ama tam ortasındaydı.
Bir akşam işten dönerken, sokağın başında kalabalık bir grup gördü. Sesler yükseliyordu. Bağırışlar, küfürler, itişmeler ve yumruklar. Kofi durdu ve uzaktan izledi. Birkaç saniye sonra biri yere düştü. Ardından bir diğeri daha düştü. Ve bir süre sonra polis sirenleri duyuldu.
Ertesi gün herkes konuşuyordu. Kim ne yaptı, kime ne oldu… Kofi dinledi ama yorum yapmadı. Çünkü biliyordu:
Bu mahallede susmak, çoğu zaman konuşmaktan daha güvenliydi. Ama olaylar daha bitmemişti.
Bir süre sonra Kofi’nin adı, istemediği bir şekilde anılmaya başladı. Sadece orada bulunmuş olması bile yetmişti. Bazı insanlar onun da işin içinde olduğunu fısıldıyordu. Kofi buna tepki vermedi ama annesi Isabela fark etti.

Bir akşam Annesi Kofi’ye ‘’ Senin adını da duyuyorum, Bu mahalle artık sana iyi gelmiyor demişti.
Kofi cevap veremedi. Çünkü Isabela haklıydı. Ama çözüm de kolay değildi.
Annesi Isabela son zamanlarda değişmişti. Daha sık dışarı çıkıyor, daha çok susuyordu. Kofi bunu fark ediyordu ama sorgulamıyordu. Ta ki bir akşam, Isabela onu karşısına alana kadar.
Masada iki tabak vardı ama Kofi iştahsızdı. Isabela derin bir nefes aldı.
Ve Kofi’ye “Artık hayat böyle devam edemez, İkimiz için de” dedi.
Kofi başını kaldırdı. Ve Annesinin gözlerinde kararlılık vardı.
Isabela konuşmaya devam etti.
Bir adamdan bahsetti. Uzun süredir tanıdığı, çalışkan, sakin bir adam. Daha önce evlenmişti. Bir çocuğu vardı. Isabela onunla yeni bir hayat kurmak istiyordu.
Kofi o an ne hissedeceğini bilemedi. Kızmadı. Bağırmadı. Ama içindeki bir şey yerinden oynadı.
Babası Matheus’un yokluğu hâlâ çok tazeydi. Kofi annesinin yalnızlığını anlıyordu ama bu karar, onun için evin tamamen değişmesi demekti.
Annesi Isabela “Gitmek istiyorum, Yeni bir başlangıç için” dedi. Kofi başını tekrardan kaldırdı fakat annesine herhangi bir cevap veremedi. Sessiz kalmayı tercih etmişti. Ama içinde bir çok şey çoktan parçalanmıştı.
O gece Kofi uyuyamad,. Pencereden sokağı izledi. Çocukluğunun geçtiği yerler hâlâ oradaydı ama artık ona ait değildi. Babasının sesi yoktu. Annesi başka bir hayata hazırlanıyordu. Mahalle ise her geçen gün daha tehlikeli hâle geliyordu.
Kofi o gece kendine şunu sordu:
“Ben burada ne yapıyorum?” Ama herhangi bir cevap bulamadı.
Isabela oğluna artık yük olmak istemiyordu. Kofi de annesinin önünde bir engel olmak istemiyordu. Ama aynı evde, aynı duvarların arasında artık aynı insanlar değillerdi.
Bu karar, bir anda gelmedi. Ama mahallede yaşanan son olay her şeyi hızlandırdı.
Bir gece, Kofi eve dönerken sokakta büyük bir kavga patladı. Taşlar atıldı. Camlar kırıldı. Silah sesi duyulmadı ama herkes silah varmış gibi dağıldı. Kofi koşmadı. Sakin adımlarla uzaklaştı.
Eve vardığında Isabela kapının arkasında bekliyordu. Gözleri korkuyla doluydu.
“Yeter, Artık bu böyle devam edemez” dedi.
O an Kofi anladı. Artık burada kalmak sadece zor değil, anlamsızdı.
Annesi Isabela evlenme kararını netleştirmişti. Başka bir eve taşınacaktı. Kofi onun mutluluğunu engellemek istemiyordu. Ama bu, onun da kendi yolunu çizmesi gerektiği anlamına geliyordu.
O gece Kofi babasının saatini eline aldı. Uzun süre baktı. Sonra ilk kez yüksek sesle konuştu.
“Ben buradan gideceğim, Kendi hayatımı kuracağım” dedi.
Isabela bir şey demedi. Sadece başını salladı. Çünkü artık ikisi de biliyordu:

Bu karar kaçış değil, Kofi için zorunlu bir başlangıçtı. Los Santos adı tekrar ortaya çıktı. Bu kez bir hayal olarak değil, bir çıkış yolu olarak.
Kofi için bu şehir artık geçmişti. Annesi için yeni bir sayfa açılıyordu. Kofi içinse, hiç bilmediği bir yol.
Henüz bilet almamıştı. Henüz valiz de hazırlamamıştı.Ama kararını çoktan vermiş gibiydi
Kofi sessizce büyüyen, erken olgunlaşan bir çocuktu ve artık gitmeye hazırdı.
Ama bu kez, geri dönmemek üzere.
Isabelanın evlilik kararı ve onun üstüne Kofinin artık gitmek istemesi üzerine evde bir süre sessizlik hâkim oldu. Aynı odada bulunuyorlar ama aynı dünyada değillerdi artık. Kofi konuşmadı, Isabela da üstüne gitmedi. Çünkü ikisi de biliyordu: Bu konu, aceleyle konuşulacak bir konu değildi.
Aradan günler geçti. Kofi işe gidip geldi, Isabela hazırlıklar yaptı, Ama ikisinin de aklı aynı yerdeydi.
Bir akşam Isabela, Kofi’ye oturmasını söyledi. Masada sadece çay vardı. Ne yemek, ne tabak.. Sanki bu konuşma, başka hiçbir şeyle bölünmemeliydi.
Isabela da Kofi de konuşmadı. Aradan dakikalar geçti. Sonra Isabela derin bir nefes aldı.
“Biliyorum, Bana kızgınsın” dedi.
Kofi başını kaldırdı. Gözlerini kaçırmadı ama cevap da vermedi.

Isabela devam etti:
“Babanı unutmadım. Unutamam. Ama yalnız kaldım, Kofi. Çok uzun bir süre.”
Kofi ilk kez o an konuşmuştu.
“Bunu anlıyorum, Sadece bana biraz erken gibi geldi.” dedi.
Bu cümle, içindeki her şeyi anlatıyordu. Kofi sustu ama sonra devam etti.
“Bazen sanki, Sadece sen yeni bir hayata başlıyormuşsun gibi geliyor.” dedi,
Isabela’nın o an da gözleri doldu.
“Ben seni geride bırakmıyorum, Seninle birlikte ilerlemeye çalışıyorum” dedi.
Kofi bunu duymak istemişti ama yine de içindeki düğüm çözülmedi. Annesine hala kızgındı Ama bu kızgınlık bağırarak çıkan bir kızgınlık değildi. İçeride büyüyen, sessiz bir ağırlıktı.
Kofi annesine baktı. Onun da yorulduğunu, yaşlandığını, yalnız kaldığını gördü.

İşte o an anladı:

Isabela da hayatını ertelemişti.
“Mutlu olmanı istiyorum gerçekten ama bunu kabullenmem zaman alıyor” dedi Kofi.
Isabela ayağa kalktı, Ve Kofi’nin yanına oturdu.
“Ben zaten senden vazgeçmiyorum,Sen nereye gidersen git istersen dünyanın öbür ucuna git ben senin yine annenim ve bu böyle kalıcak” dedi.

O konuşmadan sonra her şey daha netleşmişti. Kofi artık evde bir misafir gibiydi. Isabela yeni hayatına hazırlanıyordu. Kofi ise kendi yolunu çizmesi gerektiğini hissediyordu.
Los Santos artık bir fikir değil, bir hedef olmuştu.
Kofi geceleri babasının saatine bakıyor, Ve hayal kuruyordu. Futbol artık yoktu ama başka hayaller vardı:
Kendi ayakları üzerinde durmak, Hayatına temiz bir sayfa açmak ve en önemlisi bu mahalleden bu sıkışmışlıktan kurtulmak. Bunları yapabileceğini biliyor ve inanıyordu.
Kofi artık kaçmıyordu, İlerliyordu.
Los Santos’a gideceği gün geldiğinde ev sessizdi. Kofinin valizi küçük ama ağırdı. İçinde eşyadan çok bir sürü hatıra vardı.
Isabela mutfakta bekliyordu. Kofi kapıya yöneldi ama durdu. Son kez annesine doğru baktı.
Ve Annesine “Kızgındım, Hâlâ biraz kızgınım. ” dedi.
Isabela sessiz kaldı ve bir şey söylemedi.
Kofi “Ama senin de yaşaman gerektiğini biliyorum ve beni burada tutmanı istemiyorum anne” diye devam etti.
Isabela ayağa kalktı, oğluna uzun uzun sarıldı. Ve uzun bir süre bırakamadı. Sonra Kofi’ye doğru
“Ben seninle gurur duyuyorum oğlum, Baban burda olsa o da seninle gurur duyardı.” dedi
Kofi o an annesinden ilk kez gözlerini kaçırmıştı. Gözleri dolmuştu, Fakat artık yeni bir hayata başlaması gerekiyordu. Annesi ile vedalaştıktan sonra dolu gözleri ile önce uzun uzun evine ve daha sonra mahallesine bakarak havalimanına doğru yol almıştı.
Ve uçak kalktığında Kofi camdan dışarıya doğru baktı. Önce mahallesi sonra ise yaşadığı şehir gözünde küçüldü. Sokaklar, evler ve yaşadığı bütün anılar geride kaldı.
Kofi artık sadece birinin oğlu değildi. Sadece bir mahallenin çocuğu da değildi.

Kofi artık yirmi bir yaşında bir genç olarak, yeni hayallerle, yeni bir şehirde, kendi hayatını kurmak için yola çıkmıştı.
Los Santos onu bekliyordu. İş, mücadele ve bilinmezlik. Ama aynı zamanda da özgürlük.
Kofi, yaralı ama ayakta, geçmişini geride bırakmadan geleceğine doğru yürüyordu.
O günden sonra hiçbirşey eskisi gibi olmayacaktı. Yeni bir iş, Yeni bir ev ve en önemlisi yeni insanlar onu bekliyordu.

Ve Kofi’nin hikayesi Los Santos’ta yeniden başlıyordu.
Ad Soyad Kofi Dias JR
Cinsiyet Erkek
Oluşturan ichbinkofi
Yaş 22
Boy 1.75
Göz Rengi Kahverengi